16 Nisan 2019 Salı


İkinci Makine Çağı

“Zekâ testleri çözmek veya dama oynamak gibi konularda bilgisayarlara yetişkin insan becerisi kazandırmak kolayken onları, algı ve hareket kabiliyeti gibi konularda 1 yaşındaki bir bebeğin becerisine ulaştırmak zordur.”

Robotikçi Hans Moravec, sonrasında “Moravec paradoksu” olarak isimlendirilen bu saptamayı 1988’de yapmış. Boston Dynamics’in geliştirdiği robotların videolarını izleme imkânı bulduysa, eminim biraz farklı düşünüyordur.

İkinci Makine Çağı, Erik brynjolfsson ve Andrew McAffee tarafından 2 binli yılların sonuna doğru yazılmış. Bugünün iletişim çağında farkında olduğunuz gelişmeyle kıyaslayınca bu kadar kısa zamanda bile kitaptaki bir kısım iddiaların şimdiden aşılmış olduğunu görebiliyorsunuz. Buna rağmen kitap, gelişen teknolojinin etki alanının nasıl da hızla genişlediğini ortaya koymak açısından iyi işlenmiş.

Öte yandan, muhtemelen yazarların satranç tahtasının ikinci yarısını adımlamaya başladığımız şu sıralarda, bilmediğimiz sularda neler olabileceğini kestirebilmek açısından da bir nefeslik geriye bakmak faydalı olabilir.

Kötülük Şarkıları

“Bu dünyada ve insanda olduğunu inkâr edemeyeceğimiz kötülük problemi, her zaman öteki ile aramızda durur; öteki ile ilişkimizde açığa çıkar.”[i]

Kötülük üzerine hepimiz bir şeyler söyleyebiliriz. Ama belki de, aynı anda üzerine hem en çok konuşulan hem de konuşmaktan en çok sakınılandır kötülük. Her an bir yerlerden çıkabilmesi ihtimalinden korktuğumuz, varlığıyla “mutlak Tanrı” inancını belki de en çok sorgulatan ama en çok da birbirimize yapabileceklerimizin sınırının olmayabileceğini düşündüren; kötülük. Kim bilir, belki de en çok kendimizi sorgulamalıyız.

Doğu-Batı Dergisi’nin 70. Sayısı, tüm bunları konu edinmiş kendisine. Tamamen düşünsel ve felsefi bir tartışma yürütmüş olmasına rağmen ürpererek okudum.


[i] Berrak Coşkun, Doğu Batı, Sayı:70, sayfa:29


26 Mart 2019 Salı

Şirketler sürekli her çeşit sözleşme yapar, inceler, imzalar. İş hayatının olmazsa olmazlarındandır sözleşmeler ama buna rağmen hak ettikleri ilgiyi gördüklerini söylemek zor. Kurumsal şirketler istisna, çoğu işletme için “imzalanması gereken” birer “usulden” ibarettirler.
Oysa sözleşmeler, sınırları belirleyen, çıkarları tanımlayan ve koruyan hukuki metinlerdir. Doğrusu, şirketlerin vardıkları anlaşmanın en ince detaylarını bile taşıyan ve kesinlikle bir avukatla birlikte hazırlanması gereken metinler olduğudur. Ama –gene kurumsal şirketler istisna- çoğu şirketin ya sözleşmeli bir avukatı yoktur ya da usulen vardır ama o da şirketin havasını pek solumadığından, yeterli bir sözleşmenin ortaya çıkmasına katkısı sınırlıdır.
Peki, nasıl yapmalı, sorusuna benim yanıtım, sözleşmenin en baştan taslak halinde hazırlanması ve görüşmelerin sözleşme üzerinde yürütülmesidir. Bu sayede sözleşme, görüşmeleri sağlıklı yürütmenin bir disiplinini de sağlamış olur.
Bunu biraz daha somutlamak adına aşağıda hemen her sözleşme de olması gereken bir takım maddeleri açıklamaya çalıştım. Okuyunca eminim ne demek istediğimi anlayacaksınız:
·         Sözleşmelerde "işgünü" tanımının yapılması, sorumlulukların "işgünü" ile sınırlandırılması. Sözleşmeniz bir ürün ya da hizmetin, talep edildiği andan itibaren kaç gün içerisinde teslim edileceğini söylüyorsa, bu tanım önemli olabilir. Örneğin siparişten itibaren iki gün içerisinde teslim taahhüdü varsa ve hafta sonu çalışmıyorsanız, sözleşmede “işgünü; hafta içi günleri kapsar, Cumartesi, Pazar ve resmi tatiller işgünü sayılmaz” der ve teslimat maddesini de “teslimatlar siparişten itibaren iki işgünü içerisinde yapılmalıdır” şeklinde düzenlerseniz, hafta sonlarınız zehir olmaz.
·         İhtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin "sözleşmenin parçası" addedilmesi. Bazı sözleşmeler dinamik olmak zorundadır. Fiyatlar her sipariş için ayrı belirlenebilir örneğin. Bu gibi durumlarda sürekli sözleşme yenileyemeyeceğinizden ya bir ek formla ya da e-postalarla ilerleyebilirsiniz. İşte seçtiğiniz yöntemi en baştan sözleşmeye yazıp, örneğin “fiyatlar sipariş sırasında karşılıklı e-posta yazışmalarla belirlenecektir” deyip, “e-posta yazışmalar işbu sözleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır” hükmünü de getirirseniz, ilerde hukuki bir sorun durumunda sözleşmeye aykırı davranıp davranmadığınız hususunda bir tereddüdünüz kalmaz. Tabi e-postaları da silmemeniz gerekir.
·         Gizlilik niteliği olan bilgilerin belirtilmesi. İş ortaklıklarında her iki taraf da birbirleri hakkında bir sürü bilgiye ulaşabilirler. Etik olarak da hukuken de bu tip bilgilerin ortalığa saçılmaması gerekir. Ama siz gene de böyle bir maddeyi sözleşmenizde bulundurun.
·         KVKK kapsamında değerlendirilmesi gereken bilgi ve verilerin belirtilmesi ve KVKK kapsamında gerekli düzenleme ve uygulamaların yapılması; bilgilendirme ve muvafakatname'nin sözleşmede yer alması. Bu hayatımıza yeni girdi sayılır. Kanun, bir işi yaparken ya da yürütürken kişisel bilgilerinin bir kısmına ulaştığımız kişileri bilgilendirmemizi ve onlardan da yazılı muvafakatname almamızı zorunlu kılıyor.
·         Gizlilik ve KVKK kapsamlı maddelerin sözleşmenin sona ermesinden sonra da bağlayıcılığını koruyacağına ilişkin madde. Yani üstteki iki madde. Sözleşmelerin bir ömrü vardır ama bu iki maddenin, sözleşme sona erse veya hükümsüz duruma gelse bile bağlayıcılığı sona ermemeli.
·         Sözleşmenin süresi, uzama ve sona erme koşulları. Yerine göre tazminatlık maddelerdendir, sizi tazminat ödemek ya da tazminatla bile kurtulamayacak hallere sokabilir tabi üzerinde birkaç kere düşünmediyseniz.
·         Devir serbestisi ya da yasağı. Sadece kira sözleşmeleriyle ilgili olduğunu düşünmeyin, değeri parayla ölçülebilen herhangi bir şeyin devri de söz konusu olabilir, yani günümüzde neredeyse her şeyin. Bunu istiyor musunuz, sizin için hangisi iyi? Boş bırakırsanız, karşı firmayla beraber devrolur anlamına gelir.
·         Lokasyon serbestisi ya da kapsam belirleme. Lokasyon belirlemeye özellikle ticaret de rastlarız, kapsam ise neredeyse her sözleşmenin taraflardan sonraki maddesi gibidir.
·         Konu ve kapsam serbestisi ya da sınırlılığı. Konjonktüre ve şartlara göre yaklaşımlarımızı farklılaştırabileceğimiz maddelerdendir, aynı bir üstte ve bir altta yer alan madde gibi.
·         Alacak ya da borcun devir hakkı ya da sınırlılığı. Bu ve üstteki iki maddeyle ilgili, “yazılı onayını almaksızın olmaz” mealli bir maddeyi sözleşmede hazır bulundurmakta her zaman fayda vardır.
·         Kayıtların delil önceliği. Yargıya gitmek durumunda kalırsanız önemli bir avantaj sağlayabilir, tabi kayıtlarınızın muntazam olması şartıyla.
Sözleşmenin bir kısmının yasal veya diğer nedenlerle geçersiz olması hallerinde, sözleşmenin kalan kısmının geçersiz addedilemeyeceği maddesi. Aslında bununla ilgili yargı kararları da var ama yargının zaman zaman farklı karar vermişliği de var. O yüzden, siz her durumda bulundurun.

26 Ocak 2019 Cumartesi

Şirketler, bağımsız kişilikleri yasal olarak tanınmış yani tüzel sınırlar içerisinde kişi hak ve hürriyetlerinin çoğuna sahip kurumlardır. Yani yasal haklara sahip tüm diğer kişiler gibi mülk edinebilirler ya da satabilirler, ticari ilişkinin tarafı olabilirler, yeni işler ve işyerleri kurabilirler, borç alabilirler, kazançları üzerinden vergi öderler vs. (Seçimlerde oy kullanamazlar.) Yatırımcının şirketle ilişkisi, şirkete sağlamış olduğu sermayenin karşılığı olarak aldığı hisse payı ile hissedar olarak sahip olduğu yasal haklarından ibarettir. Yani kısaca şirketler, (hissedarları aksine karar vermedikçe ya da yasal nedenlerle feshine gidilmedikçe) ölümsüz kişilikler olarak tanımlanırlar.
Bir şirketin uzun yıllar (teorik olarak sonsuz süre boyunca) ayakta kalması ve sürdürülebilir kazançlar elde edebilmesi, nihai amaçtır. Buda hem şirketin, hem ormanı hem de ağaçları gözden kaçırmayacak şekilde kurumsallaşabilmesiyle ve hem de yasal yükümlülüklerini muntazaman yerine getirmesiyle mümkündür.
Ekonomik kalkınma ve ilerleme motivasyonunun piyasa dinamikleriyle sağlanmasını esas kabul eden ülke ve rejimler için de şirketlerin uzun yıllar ve sürdürülebilir faaliyet içerisinde olması esastır (ya da olmalıdır.) İşte bunun için ülkeler şirketlerin sağlıklı ve uzun bir hayatlarının olmasına destek olmak amacıyla hem zaman zaman çeşitli teşvikler ve destekler uygularlar hem de mali mevzuatları içerisinde şirketleri rahatlatacak kimi uygulamalara yer verirler. (Bazen bir devlet yönetiminin farklı saiklerle kimi şirketlere ve yatırımcılara destek oldukları da görülür ama bu durumlar bu yazının konusu değil.)
Bizde de gerek teşvik ve destek başlığıyla ve gerekse de mali mevzuatlar içerisinde böylesi imkânlar mevcut. Ben aşağıda mali mevzuatın imkân verdiği ve muhasebe teknikleri ile vergi azaltma ve ertelemeye imkân veren kimi uygulamaları listeledim:
Muafiyet ve istisnalar
Yasalar kimi durumlarda vergi muafiyeti ya da belli tutara kadar istisna hakkı veriyor. Örneğin; 29 yaş altı olmak kaydıyla genç girişimcilere tanınan kazancın bir kısmının gelir vergisinden istisnası, bu yıl hayata geçen ev hanımlarına ve (son dakika düzeltmesiyle erkeklerine de) evde yapıp sattıkları işlerden istisna, Türkiye’de faaliyeti olmayan şirketlere yapılan yazılım, tasarım vs. hizmetlerden elde edilecek gelirlere ilişkin Kurumlar Vergisi istisnası vs.
Gider ve yatırım planlaması yapmak
Vergi matrahından indirilebilecek giderler kanunlarla belirlenmiştir. Demirbaş ve özel maliyetlere ilişkin yatırımlarda amortisman ayrılmak suretiyle matrahtan indirilir. Özellikle dönem geçişlerinde gider ve amortismana tabi yatırımların planlanarak yapılması, duruma göre dönem içerisinde yapılması ya da sonraki döneme ertelenmesi, vergi erteleme imkânı verebilir.
Amortisman yöntemini belirlemek
Eşit paylı amortisman ayırma, her yıl için eşit tutarlarda matrah indirimi demekken, azalan bakiyeler yöntemine göre amortisman ayırma ilk yıl için (5 yıllık amortisman ayırdığımızı varsayarsak) eşit paydaki tutarın iki katı amortisman ayırma sonucunu verir. Şirket, kendi durumuna göre bu yöntemi seçebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, işletme bir iktisadi değer için amortisman ayırmaya normal (eşit paylı) yöntemle başlamışsa aynı şekilde devam etmek zorunda olduğudur. Buna karşın azalan bakiyeler yöntemine göre amortisman ayırmaya başlayan işletme, sonrasında isterse normal yönteme geçebilir. Bu geçiş de (örneğin 4. Yılda geçmişse), azalan bakiyeler yöntemine göre ayırması gereken amortismandan daha fazla ayırma sonucunu verebilir.
Stok, maliyet ve fireler
Stoklar kâr/zarar ve dolayısıyla kurumlar ve gelir vergisi matrahlarını etkilemez. Ama maliyet ve fireler etkiler. Bunların iyi takip edilmesi ve hesaplanması, şirketin genel mali durumu ile faaliyet sonuçlarının da doğru hesaplanması açısından önemlidir. Maliyet hesaplamada seçilecek ilk giren ilk çıkar ya da ortalama maliyet yöntemleri, faaliyet sonuçlarını değiştirebilecek farklı hesaplama yöntemleridir. Şirketler, kendi durumlarına göre kendileri için en uygun yöntemi seçmelidir.
Satışlarda dönemsel planlama
Her sektör için söz konusu olmayacaktır elbette ama kimi sektörlerde, tıpkı gider ve yatırım planlamasında dönem planlaması gibi satışta da dönem planlaması yapmak mümkün olabilir. Bizde tahakkuk esası söz konusu olduğu için, satış gerçekleştiği dönem içerisinde vergiye konu olur.
Nakit sermaye artırımı
Şirketlerin mali yapısının güçlenmesini ve imkânı varsa borç yerine özkaynaklarıyla çalışabilmesini sağlamayı amaç edinen bir teşvik bu aslında. Artırılan nakit sermayenin TCMB’nin açıkladığı faiz oranıyla hesaplanacak kadar kısmının vergi matrahından indirilebilmesini sağlar.
Demirbaş satış kârlarının fonda tutulması
Şirketler faydalı kullanım sürelerinin sonunda kimi demirbaşlarını satıp yenisini alabiliyorlar. Satılan demirbaşın maliyet bedeli de amortismanla indirildiğinden, satış bedelinin kimi durumda tamamı kâr olarak görünebiliyor. Bunun yerine şirket satış bedelini, sattığı demirbaşın yerine yenisini almak üzere oluşturacağı bir fonda tutarsa, fon tutarı vergi matrahına eklenmeyecektir.
Reeskont hesaplamaları
Reeskont hesaplamaları paranın zaman değeriyle ilgilidir. Dönem sonunda vadesi gelmemiş alacak ve borç senetlerinin, vade sonundaki tutarlarının dönem sonundaki (vadeden arındırılmış) reel karşılıklarını hesaplamaya dayanır. Bu hesaplama sonucunda borç senedinin reeskontu şirketin faiz gelirine eklenirken, alacak senedinin reeskontu faiz giderine eklenir. Reeskont hesaplanması ihtiyaridir ama hesaplama yapılacaksa hem alacak hem de borç senetlerine yapılması gerekir. Çeklerde vadesinden önce ödeme işlemi yapılmayacağının yasa ile belirlenmesinden sonra çekler için de reeskont hesaplaması yapılabileceğine yönelik Özelgeler yayınlanmıştır.
Elbette başka pek çok başlık açmak mümkün. Hisse dağıtımı, birleşmeler, bölünmeler, yurtdışı operasyonlar vs. bir şirketin karşılaşabileceği hemen her aksiyonun vergi açısından da bir karşılığı vardır. Burada önemli olan, varolan tanımlanmış hakların iyi araştırılması, şirket faaliyet planlarının kurumsal yapı içerisinde değerlendirilmesi ve en uygun yöntemin seçilmesidir.

20 Ocak 2019 Pazar

Bilindiği gibi "ithalatta olduğu gibi yurtiçinde yabancı paraya dayalı olarak yapılan teslim ve hizmetlerde bedelin tamamen veya kısmen sonradan tahsil edildiği durumlarda, kur farklarının da matraha dahil" olup olmadığı bir tartışma konusuydu. 

Her ne kadar Maliye, 2014 yılında yürürlüğe giren 1 seri numaralı KDV Genel Uygulama Tebliği’nde “Kur Farkları bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.” demek suretiyle kur farkında KDV hesaplanmasından yana tutum almış olsa da, açılan bir dava üzerine Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 13.12.2017 tarih ve E:2017/548, K:2017/606 sayılı kararıyla "KDV Kanunun 24’üncü maddesinde yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle katma değer vergisi matrahına dahil edilmesi, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi dava konusu Tebliğ ile katma değer vergisi matrahına ilişkin hükümlerin yorum yoluyla genişletilmesi, vergilendirmenin temel öğelerinin kanunla belirlenmesi gerekliliğini de kapsayan verginin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır." diyerek, verginin kanuniliği ilkesinden hareketle kur farkının matraha dahil edilmemesi gerektiğini söyleyerek Danıştay 4. Daire'nin aksi yöndeki kararını bozmuştu.

Hukuken Danıştay 4. Daire'nin davayı yeniden görmesi ve Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun karaına uygun olarak Tebliğ'in ilgili kısmını iptal etmesi bekleniyordu. Bir diğer beklenende, "devletin aldığı vergiden kolay kolay vazgeçmeyeceği" realitesinden hareketle, Kur farkında KDV'nin kanunlaşmasıydı. 

Sonuç olarak da bu oldu. 30 Kasım tarihinde Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin TBMM'ne sunduğu Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 17 Ocak'ta TBMM Genel Kurulunda  kabul edilmesinin ardından 18 Ocak'ta da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanarak Resmi Gazete'de yayınlandı.


7161 Kanun numarasıyla yayınlanan Kanunla "MADDE 18- 3065 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine “fiyat farkı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “kur farkı,” ibaresi eklenmiştir." denilerek, kur farkının matraha ilavesi ve KDV hesaplamasının devam etmesi, kanunlaştırılmıştır.

7 Ocak 2019 Pazartesi

Tasarımcı ya da satışçı değilim. Moda takipçisi olduğumu da söyleyemem. Asıl çalışma alanım mali işler; muhasebe, finans, vergi vs. Ama hazır giyim perakendesinde çalışınca ister istemez sektörün bütününde neler oluyor, geleceğinde neler olur, kafamın bir kenarında da bunlar dönüp duruyor.

Bir noktada gelişen çevre ve ekolojiyi koruma bilincinin etkisiyle hızlı ve çoklu tüketime dayalı giyim alışkanlığının etkisinin azalacağını, yerine de daha yavaş ve sürdürülebilir üretime dayalı bir giyim anlayışının gelişeceğini düşünüyorum. Kanımca bu gelişme bir on yıl sonunda baskın hale gelecek.
Varolan teknolojiyle bile kişiselleşmiş üretimin yaygınlaşması mümkün bana göre, sadece şu an bildiğimiz ve alışkın olduğumuz iş süreçlerinden farklı bir iş modelini bulmamız ve uygulamamız gerekiyor bunun için.
Fijitalin önümüzdeki yıllarda belki de en hızlı nüfuz edebileceği alanlardan birisi olabilir hazır giyim. Şimdiden giyilebilir teknolojilerde koca koca adımlar atılıyor zaten. E-Ticaretten hala ve sadece “internet satış kanalı”nı anlayanlarla henüz çoklu kanalı bile düşünmeyenlere yakın gelecekte “geçmiş olsun” diyebiliriz çünkü öyle değil. Şimdi yoksa “ya da yaygın değilse” bile mobildeki (kendi beden ölçülerimize göre belirlediğimiz) avatarlarımızla 3D sanal mağazalara girip kıyafetleri üzerimizde deneyip değişiklik isteklerimizi de ekleyip sipariş vereceğimiz günler yakın, üstelik bir denemeyi de ya mağazada ya da evimizde yapıp varsa başka değişiklikler de istedikten sonra satın almaya geçebileceğiz.
Giysilerimiz hızlı ve çoklu tüketimden sürdürülebilir modaya doğru evrildikçe çok muhtemelen alım adetlerimiz düşecek, çünkü artık daha uzun süreler giyeceğiz. Daha pahalı ama daha dayanıklı olacaklar. O yüzden üst paragrafı hemen yadırgamayın, o kadar parayı ödeyecekseniz, karşılığını da alacaksınız elbette.
Birde satış sonrası olacak tabi. Örneğin senede şu kadar kez kuru temizleme hizmetini ya sağlayacak ya da aracılık edecek marka, belki ilk senesi de fiyata dahil olacak. Yada bu yıl satın aldığınız giysiler için gelecek yıl üzerlerinde birkaç değişiklik yapmayı önerecekler.
Birde tüm üretim süreçlerini şeffaf bir şekilde yayınlayacaklar, siz bileceksiniz o aldığınız gömlek ya da mont veya kaban için hangi ham maddeler ve ne kadar su kullanıldı? Boyası için kimyasal kullanıldı mı?
Bunlar uçuk geliyorsa, emin olun çok daha uçukları etrafımızda uçuşuyor. Bir de hatırlayalım, ne dermiş Çin bedduası; “ilginç zamanlarda yaşayasın!”

6 Ocak 2019 Pazar

Aynen başlıktaki gibi. Eskisi gibi alıp gazeteyi sayfa sayfa okumak (kahve eşliğinde, bayılırdım) artık pek mümkün gelmiyor. Bunun birkaç nedeni var; internetin mobilleşmiş olması başlı başına bir neden, internet (ve mobilin) hızlandırdığı (şu/an) zamanlarda haberlerin hızla gündeme gelip, aynı hızla da gündemden çıkıyor olmaları da bir neden, haber kaynaklarının olağanüstü çoğaldığı ama nicel çoğalmanın nitel kısırlığı da gözümüze sokması da bir başka neden. Öyle olunca da tekrar etmeyen, copy-paste’siz, tek okumada giriş gelişme varsa da sonucu aktarabilen nitelikte, birincil kaynağı ciddiye alan, 5n 1k’yı ciddiye alan, uçuk kaçık ‘kek bulup sayfaya tık alalım da nasıl alırsak alalım’ niyetinden başka bir niyeti olmayan “hasbelkader editörlerin” başlıklarından uzak … kaynak bulup okumak ve birde bunları takip etmek bir işe dönüşüyor.
Ben tam da bu noktada haber toplayan site ve uygulamaları kullanıyorum. Flipboard uzun süredir favorim. Hem pc’de hem mobilde senkronize bir şekilde kullanılıyor olması avantaj. Kaynak seçimleri de bana kaldığı için, takip etmek istediğim kaynakları ekleyip, bakmak istemediklerimi de çıkarabiliyorum, ancak eklemek istediğiniz kaynağın, kaynağın kendisi tarafından oluşturulmuş bir Flipboard dergisinin olması gerekiyor. RSS kaynaklı çekim yaptığı için haberi verirken ilk birkaç satırı da veriyor ki, bu da özetini görüp haberin detayına gidip gitmeme konusunda anında seçim yapmamı sağlıyor. Bir başka güzel tarafı da dilediğiniz haberi kendi oluşturduğunuz dergilere ekleyebiliyorsunuz. Bu sayede takip ettiğiniz konularla ilgili haberlerin hem özet arşivlerini saklayan dijital dergileriniz oluyor hem de bağlantı adreslerini kolaylıkla saklamış oluyorsunuz. Bu blogun side-bar’ında yer alan haber özetleriyle kategori sayfalarında ayrı ayrı konulara dair gördüğünüz rss akışlar, bu dergilerden geliyor.
Kullandığım bir diğer uygulama BundleHaber. Pc kısmı yok, mobil için hazırlanmış bir uygulama. Flipboard’dan farklı olarak buraya dilediğiniz kaynağı ekleyebiliyorsunuz. Ama özet görüntü yok, sadece başlığı görüyorsunuz, ilginizi çekerse tıklayıp haberi ya kaynağından ya da bundle içinden okuyorsunuz. Benim açımdan sorun şu ki, bundle’dan okuduğum kimi haberleri de flipboard dergilerime eklemek istiyorum ama haber bundle içindeyse bir süre sonra link düşüyor, kaynağına gidip oradan fliplemek de ekstra zaman ve uğraş demek.
Şimdilik bu ikisine alternatif olabilecek bir üçüncü yok gibi.

4 Ocak 2019 Cuma

Önce Hasan el-Vezzan, Endülüs doğumlu ama ailesi o doğduktan sonra Fas’a göç etmiş. Fas kralının diplomatlarından olan amcasının yanında yetişip o da diplomat olmuş, Kralı adına (ve arada bölgedeki başka kralların adına da) diplomatik seyahatler yapmış, güneyde sahra altı Afrikasının kıyılarına, batıda Mısır ve Sudan’a kadar o dönem bilinen Afrika’nın hemen her yerine gitmiş. Sonra 1518’de korsanlarca esir edilip (eğitimli bir diplomat olduğu için) Papa’ya hediye edilmiş. Orada (belki esaretten kurtulmak belki de hayatını kurtarmak için) hıristiyan olup Givoanni Leone adını almış ama serbest kaldıktan sonra da Roma’da yaşamaya devam etmiş (belki evlenmiş, aile kurmuş). Sonra… Belki gene Afrika’ya dönmüş (burası kesin değil).
Tarihin bildik yazımları, aktaranın modern zaman taraflılığına göre değişir, tarafının meşruluğunu ve haklılığını siyah-beyaz netliğinde anlatabilmektir bu tarz tarih yazımlarının derdi ve öyle olduğu için de geçmişi de bir siyah beyaz tabloya yerleştirerek anlatır. Biz vardır orada bir de onlar, mutlak iyi ve doğru olanlar ve karşısında da mutlak kötü ve yanlış olanlar vs. vs. Hasan el-Vezzan ya da daha çok bilinen adıyla Afrikalı Leo gibiler, pek yer bulamazlar bu tarz anlatılarda, en fazla arada bir cümle içerisinde geçen bir “detay” olurlar.
Oysa o detaylar, toplumların hiç de siyah beyaz yaşamadıklarını, her daim diğerleriyle bir etkileşim içerisinde olduklarını, hep birşeyler verip birşeyler aldıklarını, etkilendiklerini ve zaman içerisinde değiştiklerini, yeni toplumlara giden yolun böyle döşendiğini anlatır bize.
Afrikalı Leo’da belki bunu yaşadı. Önce İslam coğrafyası içerisinde ama farklı mezheplerin farklı görüşlerini gördü, inceledi (bu arada fıkıh eğitimi almış bir fakih kendisi). Sonra hayat onu Akdeniz’in öte yanına ama tam karşıtı gördüğü Hıristiyan coğrafyanın içine atınca bu kez hem oradan bakma hem de ikisini karşılaştırma şansına (evet, bu bir şans!) sahip oldu. Böylece iki farklı kültürün o kadar da farklı olmadıklarını (ama gücü ellerinde tutanlarca farklılıklarının sürekli öne çıkarıldığını) fark etti belki. Belki aynı anda hem İslam coğrafyasında hem de Hıristiyan coğrafyada devam eden Makedonyalı İskender’in cehennemle dünya arasına insanları korumak için duvar ören peygamber olup olmadığı tartışması (Kur’an’da ve hadislerde Zulkarneyn olarak geçtiği söylenirmiş), belki de her iki tarafta da kendi tarafının kutsal cihan hakimiyeti hedefleri düşündürdü bunu. Belki de toplumların günlük yaşayışları, o günlük yaşayışlar içerisinde, hem İslam hem de Hıristiyan şeriatında aslında çok katı bir şekilde çekilen sınırların nasıl da gevşetildiğini görmüş, izlemiş olmasıdır bunun nedeni.
Ben (şimdilik) Natalie Zemon Davis’in Afrikalı Leo’sundan sonra yazıyorum bunları. Akademik çevrelerde uzun süredir bir inceleme konusu olmuş Afrikalı Leo ama daha geniş çevrelerce bilinmesi, Amin Maloof “Afrikalı Leo”yu yazınca olmuş. Kendisi de Lübnanlı Hıristiyan Arap toplumundan olan Maloof’un Afrikalı Leo’da kendisinden bir parça görmüş olması kuvvetle muhtemel.
Ama bu yazı şimdilik burada kalsın, Amin Maloof’un Afrikalı Leo’sunu okuyunca yeniden dönelim buna.

İşteBugibi videoları

Favorilerim

Amaç
HIZ
Davut ve Golyat: Olağan Mağluplar İçin Devlerle Savaşma Sanatı
İknanın Psikolojisi: Teori ve Pratik Bir Arada
Hrant
Naked Economics: Undressing the Dismal Science
Çizginin Dışındakiler - Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur?
The Rebel Sell
Kültürle Yaşlanmak
Empire
Michel Foucault
Kültür Sosyolojisi
Hepimiz Yamyamız
Semerkant
Hayvanlardan Tanrılara - Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi
The Tipping Point
Kıvılcım Anı: Küçük şeyler nasıl büyük farklar yaratır
Blink: Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü
Pürdikkat: Odaklanma Becerisini Nasıl Yitirdik, Nasıl Geri Kazanabiliriz?


Emrullah Kandemir's favorite books »

Nisan 19 Okumaları

İkinci Makine Çağı


Emrullah Kandemir's favorite books »

Türkiye, Ekonomik ve Politik

Teknoloji ve Gelecek

Küresel Toplum

İnsan Toplum Piyasa

Gelecek nasıl?

Reklam, Pazarlama, Medya

Tarım, Hayvancılık ve Gıda

Okumakta olduklarım...

Doğu Batı Düşünce Dergisi Sayı: 70 - Kötülük Şarkıları
Nazi İmparatorluğu 1
Makroekonomi / Türkiye'den Örneklerle
İkinci Makine Çağı


Emrullah Kandemir's favorite books »

Latin Amerika

"Öteki"

İkinci Makine Çağı ve Kötülük Şarkıları

İkinci Makine Çağı “Zekâ testleri çözmek veya dama oynamak gibi konularda bilgisayarlara yetişkin insan becerisi kazandırmak kolay...

Şubat 19 okumaları

Birikim 355
36/42 Para Harekatı: Krizlerin Belgesel Romanı
Arayıcı
HBR Türkiye - Şubat 2019


Emrullah Kandemir's favorite books »

Öteki Pencere

Mart 19 Okumaları

Birikim - Aylık Sosyalist Kültür Dergisi - Sayı: 357
Çin Inc.
Birikim - Aylık Sosyalist Kültür Dergisi - Sayı: 356
HBR Türkiye - Mart 2019
Birikim 358/359


Emrullah Kandemir's favorite books »

Sektörlerden

Küresel Ekonomi

Ortadoğu

Ocak 19 okumaları

Dünyaya Neden Batı Hükmediyor
HBR Türkiye - Kasım 2018


Emrullah Kandemir's favorite books »

Çevre ve Ekoloji

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *